3 Mart 1924, Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde kurulan Cumhuriyetin laik temellerinin atıldığı tarihtir. TBMM’de kabul edilen üç devrim yasasıyla Hilafet ile Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti kaldırılmış, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile öğretimde birlik sağlanmıştır.
Laiklik, Cumhuriyetin temel niteliğidir. Ümmetten ulus, tebaadan yurttaş yaratma iradesidir. Neredeyse yarım asırdır sağcı-gerici iktidarlar ve onların laiklik karşıtı, halk düşmanı politikalarını uygulamakla görevli unsurlar ile bu iradenin parçalanması; son 25 yılda ise laikliğin tamamen tasfiyesi hedeflenmektedir.
Laiklik, bir bütün olarak yurttaşlığın temel yapı taşıdır. Ortadan kaldırıldığında kamunun işleyişi de, toplumsal yaşam da dağılır, parçalanır; böylece toplumun siyasetle bağı da kopar. Gelinen aşamada kamusal alan tasfiye edilmiştir. Yargısıyla, silahlı kuvvetleriyle, akademisiyle devlet kurumları içleri boşaltılarak dönüştürülmüştür. Yurttaşlık nosyonu parçalanmış; yaşam hakkı da dâhil olmak üzere, yurttaşların en temel hakları ciddi tehdit ve saldırılara maruz kalmıştır. Bugünse yalnızca yasa metinlerinde kalan laikliğe sahip çıkmak, neredeyse suç haline getirilmiştir. İçinden geçtiğimiz süreç açıkça bir karşı devrimdir.
Laikliğin tasfiyesi emperyalizmin hedefidir. Karşı devrim süreci, emperyalizmin hedefleriyle örtüşmekte olup, emperyalizm yüzyılı aşan hedefinde neredeyse sonuca yaklaşmıştır. Siyasi iktidarın açık desteği ve haydut ABD, koçbaşı İsrail ve şeriatçı terör çeteleri ile yaptığı işbirliği sayesinde, emperyalizmin bölgemizde hayata geçirdiği kan ve yıkım projesi Irak, Libya ve Suriye’de hedefine ulaşmış; şimdi de Lübnan ve İran’ı hedef almıştır. Bu proje; dünyada ve özellikle bölgemizde emperyalizmin kendi çıkarları doğrultusunda besleyip, ulus devletlerin üstüne sürdüğü dinci-gerici-etnik silahlı güçlere kurdurduğu yeni yönetimleri ve garnizon devletçikleri ile yıllar öncesinden başlattığı “yeşil kuşak” projesinin devamıdır. İşte dünden bugüne işletilen bu planlar, bir yandan ülkelerin içeriden ve/veya dışarıdan silah zoruyla paramparça edilerek işbirlikçi Ortaçağ artıklarına doğrudan teslimini sağlarken; diğer yandan ülkemizde laik Cumhuriyet’in tasfiye süreci olarak karşımıza çıkmaktadır.
Laik Cumhuriyeti yıkmak isteyen yeni bir rejim planlanmaktadır. Bugün de Büyük Ortadoğu Projesi ve eş başkanı olan iktidarın başı eliyle benzer bir proje “şeriat”, “cihat”, “fetih”, “terörsüz Türkiye” ve “yeni anayasa” söylemleriyle devreye sokulmaktadır. Siyasi ve toplumsal muhalefet, yargı sopasıyla sindirilmekte, hukuk tasfiye edilmekte ve laik Cumhuriyet doğrudan hedef alınmaktadır. Bu sürecin sonunda amaçlanan mevcut Cumhuriyet yerine, İsrail'in bölgedeki yayılma politikasıyla ve ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu, farklı dini ve etnik kimliklerin birbiri ile sürekli karşı karşıya getirildiği yeni bir rejimin kuruluşunun tamamlanmasıdır.
Laik Cumhuriyet eğitim ve hukuk aracılığıyla yok edilmek istenmektedir. Laik Cumhuriyetin yerine emperyalist-kapitalist sistemin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş yeni bir garnizon devlet inşasında “eğitimde yeni model” ve “yeni anayasa” başlıkları kilit önemdedir. Nitekim siyasi iktidarın 2024-2025 eğitim-öğretim yılı itibariyle hayata geçirdiği bilim dışı ve laik eğitim karşıtı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, eğitimde gelecek kuşakları sermayenin ve onun temsilcisi iktidarların kölesi haline getirecek şekilde itaat ve biat eden kullara dönüştürme operasyonundan başka bir şey değildir. Bu model ile laiklikten, bilimsel ve özgür düşünce ile eşit parasız eğitimden hızla uzaklaşılmakta, Öğretim Birliği Yasası fiilen ortadan kaldırılmakta; böylece gelecek kuşaklar arasındaki sınıfsal eşitsizlikler daha da derinleşmekte, ilerlemenin temeli olan bilimsel ve eleştirel düşünce tamamen tasfiye edilmektedir. Diğer yandan, yürürlüğe konan “Ramazan Genelgesi” gibi uygulamalar ve protokollerle, ilköğretim öncesinden başlayarak tarikat ve cemaatlere alan açan, çocukları ve gençleri bu yapıların eline teslim eden bir mekanizma yaratılmaktadır. Yeni anayasa girişimiyle ise; laik Cumhuriyetin tamamen tasfiyesi sonucu kurulacak yeni garnizon devlete kalıcı meşruiyet sağlanmış olacaktır.
Oysaki,
Laiklik kaybedildiğinde, bu topraklarda bağımsızlık da kaybedilir. Kapitalizmin ve sömürgeciliğin şeriatçı çeteler aracılığıyla yürüttüğü kanlı projeler, coğrafyamızda da olduğu gibi, ilk önce ve en çok laikliği hedef alır. Bağımsız bir ülke ve bölgesel barış için emperyalizme karşı mücadelenin en önemli kilit taşı laiklik mücadelesidir. Bu nedenle, Laiklik Meclisi, bütün yurttaşları, laiklik mücadelesini emperyalizme karşı mücadeleyle birlikte yükseltmeye çağırır.
Laiklik kaybedildiğinde, toplumsal haklarla, yurttaşlık hakları, kişisel haklar ve özgürlükler de kaybedilir. Toplumsal yaşamın, yurttaşlığın, toplumsal hak ve özgürlüklerin teminatı laikliktir. Laikliğin tasfiyesi; toplumun tebaalaştırılması, yurttaşın kula dönüştürülmesi, emeğin sermayeye teslim edilmesidir. Bu düzende hak yerini sadakaya, liyakat yerini nepotizme, bilimsel eğitim yerini taassuba bırakır. Kadınlar kamusal yaşamdan dışlanır, çocuklar ve gençler sömürüye ve gericiliğin her türlü istismarına mahkum edilir. Laiklik ortadan kalktığında toplum, dini ve etnik kimlikler ile feodal aidiyetler üzerinden parçalanır, tarikatlar ve cemaatler eliyle kuşatma altına alınır. Bu nedenlerle, ülkemiz açısından tarihsel ve toplumsal en büyük kazanımlardan biri ve Cumhuriyet’in temeli olan laiklik ilkesinden asla taviz verilmemeli; aksine laiklik mücadelesi savunma mevziinden çıkarak büyütülmelidir.
Doğumdan ölüme kadar bütün yurttaşların hayatını ve temel haklarını düzenleyen, kadınların hukuki ve toplumsal haklarının güvencesi, laik hukukun temeli ve en önemli devrim kanunlarından biri olan Medeni Kanununa dönük saldırılar da son yıllarda giderek artmaktadır. Siyasi iktidar ile destekçisi siyasi partiler ve dinci-gerici çevreler Medeni Kanunun içini boşaltacak faaliyetlere hız vermiştir. Bu gelişmeler karşısında; Medeni Kanunun kabulünün 100. yıldönümü olan 2026 yılını “Medeni Kanun Yılı” ilan eden Laiklik Meclisi; bütün yurttaşlarımızı, Medeni Kanunun anlam ve önemini yıl boyunca yapacağı etkinliklerle topluma aktarmayı hedefleyen Meclisimizin çalışmalarına destek vermeye; kişisel, siyasal ve toplumsal haklarımızın, laik demokratik cumhuriyetin temeli olan Medeni Kanuna sahip çıkmaya çağırır.
Eğitim başlığında ise; çağdaş ve bilimsel eğitim anlayışını ortadan kaldıran “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatı” ve onunla bağlantılı tüm uygulamalar iptal edilmeli, Öğretim Birliği Yasası ile birlikte laik, bilimsel, parasız ve nitelikli eğitim programı uygulanmalıdır. Laiklik Meclisi, bu doğrultuda, eğitim emekçileri sendikaları ile tüm demokratik kitle örgütlerini yurttaşlarımızla bir araya gelerek yaygın ve güçlü bir şekilde mücadeleyi büyütmeye çağırır.
Anayasa ve yasalara aykırı olarak, halen yürürlükte olan 677 sayılı Yasaya rağmen, gerek doğrudan gerekse dernek ve vakıf adı altında yasa dışı faaliyet yürüten tarikat ve cemaatlere, devasa kamu kaynakları aktarılmaktadır. Bunların kaynakları kesilmeli, ekonomik varlıklarına el konulmalı; bu yasadışı yapılanmalar kapatılmalıdır. Laiklik Meclisi, tüm yurttaşlarımızı tarikat ve cemaatler ile cihatçı çeteler ve bunların uzantılarına karşı mücadeleyi her düzeyde yükseltmeye çağırır.
Ve tüm bu nedenlerle Laiklik Meclisi, ülkemizin geleceği için çok tehlikeli olan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ve “Yeni Anayasa” dayatmasını tereddütsüz bir biçimde ve bütünüyle reddetmeye ve bunlara karşı mücadeleye çağırır.
“Emperyalizmin, işbirlikçisi iktidarlar eliyle dayattığı dinci-gerici kuşatmaya karşı laiklik” için bir araya geldiğimiz 3 Mart Laiklik Gününde bir kez daha teyit edilen laik demokratik Cumhuriyetin tarihsel haklılığından kaynaklanan devrimci görevimiz; tüm anayasal haklarımızı kazanacağımız, bağımsız, eşit, özgür ve aydınlık bir Türkiye için bütün toplumsal kesimlerle birlikte laiklik mücadelesini yükseltmektir.
3 Mart Laiklik gününde bizi yalnız bırakmayan, mücadelemize coşkuyla omuz veren tüm sendika, oda, parti temsilcilerine, demokratik kitle örgütlerine ve yurttaşlarımıza selam olsun!
Laiklik Meclisi (08 Nisan 2026)